İslam’da kurban, yaşayan kimsenin ibadet olarak Allah’a sunduğu bir ibadettir. Dinî kaynaklarda “ölü kurbanı” veya “kabir kurbanı” diye bir kurban çeşidinden söz edilmemektedir. Kurban ibadeti kişisel bir vecibedir ve ölü adına doğrudan böyle bir kurban kesmek hükmü bulunmamaktadır.
Ancak kişi hayattayken, ölüme yakınken veya önceden vasiyet ederek, kendi adına kurban kesilmesini isteyebilir. Bu durumda hayatta olan mirasçıları vasiyet edilen kurbanı yerine getirmekle yükümlüdür. Hz. Ali’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kendi yerine kurban kestirmeyi vasiyet etmiştir (Ebû Dâvûd, Edâhî, 2790; Tirmizî, Edâhî, 1495).
Bu, sadece vasiyet var ise geçerlidir. Vasiyet yoksa mirasçılar ölü adına kurban kesmekle yükümlü değildir.
Ölen kişinin vasiyeti olmasa bile, sağken kurban kesen kişi sevabını ölmüş yakınlarına, anne-babasına veya diğer sevdiklerine bağışlayabilir. Bu, sevap bağışlama amacına yönelik bir iyilik ve hayırdır. Kesilen kurban eti fakirlere verilebilir; kişi ve ailesi de yiyebilir. Ancak vasiyet varsa, etin tamamının fakirlere verilmesi gerekir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/326).

